Philip K. Dick’in zihinleri dağıtan öyküleri ve romanları popüler kültürde önemli bir yere sahiptir. Ridley Scott’ın yönettiği Blade Runner, Arnold Schwarzenegger’li Total Recall ve Steven Spielberg imzalı Minority Report en iyi bilinen Philip K. Dick uyarlamalarıdır. Ancak günümüzü ve geleceği etkilemeye devam eden bu büyük yazarla ilgili pek bilinmeyen gerçekler de var.
Maus’un yazarı Art Spiegelman, “Eğer Franz Kafka 20. yüzyılın ilk yarısı ise Philip K. Dick ikinci yarısıdır,” demişti. Ne yazık ki Philip K. Dick, bu övgüleri hayattayken fazla işitemedi. Kariyeri boyunca 36 roman ve 100’den fazla öykü yazmasına rağmen ne ciddi miktarda para kazanabildi, ne de dikkat çekebildi. Paramount, 2002 yılında sinemaya uyarlanan Paycheck (Hesaplaşma) filmi için yazarın varisine tam 2 milyon dolar ödedi. Oysa Philip K. Dick, beyaz perdeye uyarlanan bu öyküsünü yalnızca 195 dolara satmıştı. Eğer günümüzde yaşıyor olsaydı, kuşkusuz şu an Hollywood’un en çok kazanan yazarlarından biriydi.
Takvimler 16 Aralık 1928’i gösterirken, Philip K. Dick ve ikiz kardeşi Jane Charlotte Dick 6 hafta erken ve prematüre olarak doğdular. Doğumlarından 6 hafta sonra ikiz kardeşi öldü ve yazarın hayatındaki tuhaflıklar da başlamış oldu. Yaşadığı bu kayıp, psikolojisine ve dolayısıyla çalışmalarına da etki etti. Onu ömür boyu sürecek bir suçluluk duygusuyla, sürekli olarak bölünmüş kişilikler üzerine tespitleriyle ve tüm yaşadıklarında bir bütünlük arayışıyla baş başa bıraktı. 1930’da Dick ve annesi Berkeley‘e yerleşti. İlk romanını 14 yaşında yazdı ve sonra hiç durmadı. Beş yıllık bir dönemde, günde 68 sayfa yazarak 16 roman tamamladı.
60’lı yıllarda Dick, kendisini savaş karşıtı etkinliklerin, hippi kültürünün ve uyuşturucunun içinde buldu. Bu dönemde evi yıkıldı, eşyaları ve notları içeriye yerleştirilmiş bir bomba ile tahrip oldu. Böylece uyuşturucu ile beslenen paranoyası iyice pekişti. Yazım hayatının çoğunu psikozun, sarhoşluğun ve sanrısal dünyaların pürüzlü kenarlarını keşfederek geçirdi. Dick’in uzun zaman arkadaşı ve aynı zamanda menajeri olan Russell Galen, “Kesinlikle şizofren değildi. Hiçbir zaman zihinsel hastalık teşhisi konmadı, bunun için herhangi bir tıbbi kanıt da yoktu,” dedi.
Hayatının çoğunu ABD’de geçirdi, ancak Kanada ile karanlık ve kargaşa dolu bağlantıları oldu. 1972 yılında Vancouver Science Fiction Convention’a davet edildi ve orada Janis adlı bir kadına vuruldu. Bu ilişki iyi gitmedi ve uyuşturucu maddelerin etkisinde kendini öldürmeye çalıştı. Karanlığı Taramak romanı, British Columbia’da kayıt olduğu rehabilitasyon programının kurgusal bir versiyonuna göndermeler ile doluydu. İlginç bir şekilde bu roman da 2006 yılında sinemaya uyarlandı.
Tüm kötü olayların yanı sıra iyi şeyler de oldu. 1963 yılında Yüksek Şatodaki Adam ile en iyi roman kategorisinde Hugo ödülüne layık görüldü. 1975 yılında Aksın Gözyaşlarım Dedi Polis ile en iyi roman kategorisinde John W. Campbell Memorial Ödülü’nü aldı. 1979 yılında Karanlığı Taramak ile yine en iyi roman kategorisinde British Science Fiction Association tarafından ödüllendirildi. Dick, ölümünden 23 yıl sonra (2005) Bilimkurgu Onur Listesi’ne alındı. 2007’de The Library of America Series’te listelenen ve bu onura sahip ilk ve tek bilimkurgu yazarı oldu.
Philip K. Dick’in kendi adıyla yazılmamış öyküleri de vardı. Jack Dowland ve Richard Phillipps takma adlarıyla öyküler kaleme aldı. Orpheus With Clay Feet’te, hikayedeki yazarın ilham perisi olmaya takıntılı bir karakter yarattı. Ayrıca hikayedeki bir karakter olan Dowland, Philip K. Dick takma adını kullanarak kısa bir kurgu bile yazıyordu. Öyküsünün adı neydi dersiniz? Tabii ki “Orpheus With Clay Feet”. Bu, tam da kendisine yaraşır baş döndürücü bir düşünce tarzıydı.
Philip K. Dick, bazı kavramları öykülerinde ve romanlarında tekrar tekrar kullanmaktan çekinmedi. Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? romanından 4 yıl önce yazdığı The Little Black Box öyküsünde empati kutularından bahsetti. Mercerism, Blade Runner filminde hiç geçmese de romandaki önemli kavramlardan biriydi. Wilbur Mercer merkezli sahte bir din ortaya koydu ve Mercer’in varlığının evrendeki herkesle birlikte aynı anda deneyimlenmesini sağlayan gizemli kutulara da “empati kutuları” adını verdi.
Blade Runner filminin çekimlerine başlandığında, aynı evrende geçen bir roman daha yazması için 400 bin dolar teklif edildi, ancak bunun yerine özgün romanını yeniden basmaları konusunda ısrar etti. Zaten film gösterime girmeden hemen önce, 1982 yılında henüz 53 yaşındayken inme sebebiyle öldü. Dick’in ikiz kardeşi ile tekrar bir araya gelme arzusu yerine getirildi. İsteği üzerine külleri, Jane’in Fort Morgan’daki minik bedeninin yanına gömüldü.
Konu Philip K. Dick olunca, tuhaflıkların ölümünden sonra da devam etmesi normal karşılanabilir. 2005 yılında Memphis Üniversitesi’ndeki robotik mühendislerinden oluşan bir ekip, gerçekçi bir android tasarlamak için bir projeye başladılar ve Philip K. Dick’i de şablon olarak seçtiler (açık nedenlerden dolayı). “Phil” adlı android, Dick’e fiziksel olarak benzemek ve konuşma modellerini taklit etmek için yapılmıştı. 2006’da projenin liderlerinden biri olan David Hanson, androidin kafasını aldı ve uçağa bindi. Kafa hava alanında kayboldu ve hiç bulunamadı.
Ölümünün üzerinden neredeyse 40 yıl geçmiş olmasına rağmen, filme uyarlanan eserleri dışında etkilediği Hollywood filmleri de bir hayli fazladır. Bazı film eleştirmenleri, The Matrix ve Dark City gibi manipülatif gerçeklik filmlerinin Philip K. Dick’in 1969 yılında yazdığı Ubik’’e benzediğini belirtir. Truman Show’un merkez kavramı yazarın 1959 yılında yazdığı Çığrından Çıkmış Zaman ile aynıdır. İki eserde de kahramanımız, farkında olmadan etrafında inşa edilmiş sahte bir kasabada yaşadığını öğrenir. Ünlü yönetmen Darren Aronofsky, 1998 yapımı Pi filminde Philip K. Dick’ten ilham aldığını bizzat beyan etmiştir.
Philip K. Dick, yazdıklarıyla bilimkurgunun geleceğine şekil vermeye devam ediyor. Blade Runner filminin ham hâlini izledikten sonra belirttiği dileği artık gerçek oluyor:
“Bir yazar olarak sadece fikirlerimin özel efektlerini değil, kendisini de ekranda görmek isterim.”