kafamın icindekiler robot

Kafanın İçindekiler | Oruç Can Hasmaden (Kısa Öykü)

“…Savaştaki başarılarımız, ARR robotları!” Reklam iki savaş robotunun dönen figürleri ile bitmişti. Tamirci bir müşterisine bir reklama bakıyordu. Yeni bir reklamın başlamasıyla sadece müşterisine odaklandı.

“Sen de onlardan değil misin?” Sivil bölgelerde pek savaş robotu bulunmazdı. “Nasıl buralara düştün?”

Müşteri sol koluyla ayağını gösterdi. “Savaş artığı. İkisinin de toptan değişmesi gerekince artığa çıkarıldım. Artık yeniden yapılandırılmış derin okyanus madenci robotuyum.” Biriki’nin kayıtsızlık modu sonuna kadar açıktı.

O sırada reklamlar bitmiş haberlere geçmişlerdi. “Eğlence dağıtıcılarında illegal bir şekilde satılan engelleyiciler…”

“Gövdendeki bu hasarlar nasıl oldu?” Tamirci artık yasallığı sorgulanabilen işlere pek bakmıyordu. Bunun birçok nedeni olduğu gibi birçok istisnası da vardı.

“Maden üstümüze çöktü. Bir kaya parçasından kaçarken oldu. Şu reklamlarda savaş artığı robotlara ne yaptıklarını anlatsalar daha iyi olacak.” Biriki’nin sesine dalgınlık modu etki ediyordu.

“Sanırım…” demekle yetindi tamirci, pek umursamıyordu. “Gövde sensörleriyle enerji kaynağında hasar yok ama bazı hareket mekanizmaları var. Değiştirip beyninle senkronize etmek gerekiyor. Savaş robotu beyni… Burada olmanın doğru olduğuna emin misin? Senin gibilerin özel tamircileri yok mu?”

“Artık askeriyenin malı değilim, sivilim. Çıkışım yapılırken gerektiğinde, beyin hasarı dışında, sivil tamircilere gitmem söylendi. Verilen bilgilendirilmelere göre askeriyeden çıkışı yapılan robotların beyinleri bariyerlerle kısıtlanıp askeri alan kapatılıyor. Sorun çıkmamalı.”

Bu tek engelleme değildi. Bunun dışında bütün askeriye için güçlendirilmiş hareket mekanizmaları sivil yaşam için yetecek olanlarla değiştiriliyordu. Bedenlerine doğrudan monte edilmiş silahlar da çıkarılıyordu. Kısacası zararsız hale getiriliyorlardı.

Tamirci omuz silkmekle yetinip tamir masasının kollarını çalıştırdı. Masada hareketsiz yatan Biriki’nin hareket mekanizmalarını çıkardı, yenilerini taktı. Kolları ustaca idare ediyordu. Bağlantı yerlerini yağladı. Gövdeyi kapayıp kafaya geçti. Kafayı kabloyla bilgisayarına bağladı. Yeni hareket mekanizmalarını beyne tanıtıp Biriki’den onları oynatmasını istedi. Her şeyin doğru çalıştığından emin olunca kabloyu kafadan çıkarıp masanın kollarını durdurdu.

Biriki ayağa kalkınca hareket mekanizmalarını deneme fırsatı buldu. Sorun yok gibiydi. Tamirci bilgisayarda bir şeylere bakıyordu. “Dört hareket mekanizması değişimiyle senkronizasyonu, toplam 75 Terti.”

Tamirciden çıktığında bir hoparlör, “Tamirci Torto’yu tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz,” diye ciyakladı. Yıldız neredeyse batmak üzereydi. Metalik binaları lambalar aydınlatmaya başlamıştı bile. Adım attıkça suyun şıpırdamasıyla metallerin küçük çınlama sesi duyuluyordu. Evine çok yakındı. Yeni hareket mekanizmalarını kontrol etmek için iyi bir yürüyüş olacaktı.

Eve kadar yürürken yaptığı garip hareketlerden dolayı dönüp dönüp ona bakan biyolojikler yüzünden umursamazlık modu devreye girmişti. Eve girdiğinde onu, “Aynı gözüküyor. Gövdeyi de değiştirmeyecekler miydi?” diye sevgilisi Birbir karşıladı. Sivil bir robottu, ARP serisinden.

“Gerek yokmuş. Sadece hareket mekanizmalarının değişimi yeterliymiş. Bak,” deyip farklı pozisyonlarda gövdenin nasıl iyi yanıt verdiğini gösterdi. “Eskiden bu kadar iyi değildi. Fark etmediğim bir arızam varmış sanırım.” Gösteriş modu iyice kendini belli ediyordu.

“Peki yarın işe dönmeyi planlıyor musun? Robot çalışan yasalarına göre iki günlük parça kontrol iznine girmiyor mu bu?” Birbir sevimlilik modunu devreye sokmaya çalışıyordu ama olmuyordu.

“Yeni robotlar gelecek diyorlardı onlara etrafı göstermem gerek.”

“Etrafı diyorsun… Robotlara? Yeni işe başlayan robotlara bütün iş bilgileri verilmiyor mu sizin orada? Verildiğine eminim.” Birbir kısaca hafızasını taradı. “Evet işe başlamadan bir gün önce iş bilgisi yüklemeleriyle ilgili konuşmuşuz bak.” Birbir kafalarını bir kabloyla bağlayıp verileri yolladı. Biriki onda zaten olan verilerin üstüne yenilerini yapıştırdı.

“Yine de gitmek istiyorum. Boş durmak benim ana kodlarımda yok.”

“Hiçbir robotta yok sanıyordum. Gitmek istiyorsan seni tutamam.”

Biriki yataklarına oturdu. Uyku kablolarını bağlayıp saati ayarladı. Kendini kapadığında yıldız tamamen batmıştı. Birbir’in ona ne zaman uykusunda eşlik ettiğini bilmiyordu ama fazla geç olamazdı.

Biriki KrinMad adındaki bir şirkette çalışıyordu. KrinMad şirketi birçok derin okyanus maden işletmecilerinden sadece biriydi ama ARR serisinin savaş artıklarını kullanan da tek şirketti. Bunun nedeni ise ARR serisi robotları kardeş kuruluş olan KrinSav’ın üretiyor olmasıydı. Biriki de bu KrinTek’in bir kolundan diğer koluna aktarılmıştı aslında.

Biriki’nin karşısında farklı farklı serilerden robotlar vardı. Genel olarak hepsi KrinTek tarafından üretilmişti ama birkaçı dışında doğrudan derin okyanus madenciliği için üretilmemişlerdi. Birbir haklıydı. Hepsine zaten iş ile ilgili bütün bilgiler yüklenmişti, işe gelmesine gerek yoktu. Şimdi ise aralarındaki, biyolojiklere göre, en tecrübeli robot Biriki olduğu için grup lideri o olmuştu.

Denizaltını, önde Biriki olmak üzere birer birer terk ettiler. Okyanus ne kadar uğraşsa da basıncıyla onları kıramıyordu. Güçlendirilmiş metalik gövdeleri bu iş için üretilmişti ya da yeniden yapılandırılmıştı.

Biriki bir deniz dağının yamacını gösteriyordu. Göze çarpan hiçbir şey yoktu. Özellikle de mağara girişi olabilecek hiçbir şey ama robotlar farklı görüyordu. Çökmüş bir mağara girişi onlar için yeterince belirgindi.

Mağara girişine yaklaştıkça robotlar kazı çalışmaları için verilmiş olan ağır maden matkaplarını, taşıyıcı metal çubuklarıyla su emicileri hazırladılar. İlk grup mağara girişindeki kayaları parçaladı. İkinci grup açılan yolu temizleyip düzenliyordu. Biriki’nin de içinde bulunduğu üçüncü grup mağara içine ilerledikçe metal destek çubuklarını yerleştiriyordu. Dördüncü, son grup ise su emiciyle enerji dağıtıcıyı taşıyordu. Madenin girişi rahatça çalışabilecekleri bir yere dönüşünce su emiciyi çalıştırıp güç kalkanlarını kurarak suyu madenden olabildiğince uzak tutacaklardı.

Bir saatte girişten on metre kadar içeriye ilerleyebilmişlerdi. Matkaplar çalışıyor, taşlar dışarı çıkarılıyor, destekler dikiliyor, ara şeritlerle lambalar düzenli aralıklarla yerleştiriliyordu.

Bütün bunları bozmak tek hatayla başarılmıştı. Taşları çıkaran robotlardan birinin ayaklarında tutukluk olmuş, destek direklerinden birini yamultmuştu. Gerisi de peran taşları gibi birbirini takip etti. Yamulan destek direğinin etrafındaki diğer destek direkleri de basınca fazla dayanamayıp teker teker yamuldular. Tavan yeniden çökmeye başladı. Ayakları tutukluk yapan robot kaya enkazın altında kaldı.

İkiye ayrılmışlardı. Şanslı olanlar çıkış tarafında kalmıştı. Diğerleri ise madenin derinliklerine hapsolmuştu. Maden matkapları da onların yanında olmasına rağmen artık kullanılabilir durumda değildi. Ara şeritler hasar gördüğü için ışıkları yoktu. Enerji dağıtıcı da madenin girişine yakın bir yere konumlandırılmıştı. Fenerleriyle idare etmek zorunda kalıyorlardı. Daha kötüsü kendi enerjileri bitip zorunlu uyku dönemine girebilirlerdi. Enerji kullanımını kontrollü uykuyla oldukça azaltabilirlerdi ama yine de bir noktada enerjileri bitecekti.

Biriki, iki robotu enkazın altında kalmaktan son anda kurtarmıştı ama bunu madende kapalı kalarak sağlayabilmişti. Bu sırada kafasından hafif bir hasar da almıştı. Biriki’nin işletim sistemi yeniden devreye girince hızlıca etrafını yokladı. Her yer karanlık olmasına rağmen gece görüşü sayesinde rahat hareket edebiliyordu.

Önce çalışma arkadaşlarının bedenleriyle kodlarını tarayıp kısa hasar raporları oluşturdu. Hepsi panik modu içindeydiler. Birinin kolu birininse bacağı dışında hepsi hasarsız gözüküyordu. Sonra dönüp kayalar altında kalmış olana baktı. Hiç hareket etmiyordu. Bir tek enerji plakaları patlamış olamazdı. Sadece kafası, tek koluyla ve omuzlarından birkaç santim kadar aşağısı kayaların altında kalmamıştı.

Biriki kayaların altında kalmış olan MR-5 serisinden robotun yanına gitti. Kendi enerji plaklarını robota bağlayıp çalıştırmayı denedi. Ne yazık ki işe yaramamıştı. Kalkıp kayaları inceledi, mağaranın geri kalanını taradı.

Biriki kayaların diğer tarafında olanlara mağaranın girişine kadar gidip siper almalarıyla ilgili bir mesaj gönderdi. Mağaranın derinlerine doğru giderken, “Arkamda durun. Kayaları patlatabilirim sanırım,” dedi. Hesaplamalarına göre yeterince uzaklaştığında sol kolunu kaldırdı. Herkes merak modunda yarım dakika kadar bekledi ama hiçbir şey olmadı. Biriki’nin savaş sistemleri hata veriyor, Biriki’yse bunun nedenini anlayamıyordu. Bütün silahlarının tam çalışması gerekiyordu. Silahları için arıza tespit sistemini devreye soktu. Oluşan raporda herhangi bir arıza yoktu çünkü hiçbir silahı yoktu. Birkaç silahını sistemden bağımsız olarak elleriyle çıkarmaya çalıştı ama silahların olması gereken yerler boştu. Kısa süre için Biriki panik moduna gireceğini düşündü ama o da olmadı.

Biriki bu sefer de, “Burada bekleyin,” deyip kayaların yanına geri döndü. Kolundaki hareket mekanizmalarına büyük miktarlarda enerji yönlendirip bütün gücüyle kayaya vurdu. Eli kayaya temas ederken bütün sistemleri kapandı.

Biriki’nin beyni ansızın yeniden çalıştı. Bazı parçalarına yoğun bir enerji paylaşımı yapıldığını hissetti. Ayrıca enerji plaklarının da yeniden dolduğu bilgisi beynine iletiliyordu. Gözleri tekrar çalıştığında başka bir robotun, vücuduna kablolar takıp çıkardığını zar zor görebildi. Algılayabildiği görüntülerde bazı küçük hatalar oluyordu.

İlk onarım robotu ciddiyet modunda konuşmaya başladı. “ARR serisinden bir savaş artığı. Seri numaran 12KK08LMD122. Takma adın Biriki. Üretim yılın Teranab Gezegeni’nin 5263’üncü yılı. Enerjinin tamamını kullanmışsın. Orada ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum. Savaş artığı olduğun için hafızana bakmaya cesaret edemedik ama dikkatli ol. Bu tarz durumlar ciddi parça hasarlarına ya da hafıza kaybı, kişilik bozukluğu gibi şeylere neden olabilir. Dün zaten tamirci… Torto’ya görünmüşsün, istersen şehre döndüğünde aynı tamirciye bir görün. Bilmemiz gereken bir şey oldu mu aşağıda?”

Biriki kısa bir süre için düşündü. Neler olduğunu net bir şekilde hatırlıyordu. Yanlış hatırlamayı diledi ama hala aynı askeri kodlar aktifti. Beynine taktıkları bariyer çipe bir şey olmuş olmalıydı. “Hayır,” demekle yetindi.

“Son soru. İş süresince sisteminde engelleyiciler ya da gizleyiciler gibi illegal yazılımlar var mıydı?”

“Yoktu.”

Robot, enerjisi güvenilir seviyeye ulaşana kadar dinlenmesini, bunun da inene kadar sürebileceğini söylemişti. Biriki de kendini uyku moduna aldı.

Yeryüzüne indiklerinde birkaç testten daha geçmişti ama hepsi bedeniyle ilgiliydi. Kafasının içine bakmak kimsenin aklına gelmemişti. Şirket binasından çıkmış eve gidiyordu. Yolda herkesi otomatik olarak kısa bir taramadan geçirip olası tehlike hesaplamalarını yapıyordu. Kendini durduramıyordu. Bir savaş robotu olarak sivil biyolojiklerle robotları görme olasılığı düşünülmediği için gördüğü her hareket eden şeyi bir düşman olarak kayıtlıyordu.

Yakınından geçenlere saldırmamak için çok çaba sarf ediyordu. Bunun için kendini kodlara gizli görevdeymiş gibi gösteriyordu ama yeterli olmuyordu. Gizli görevleri merkezden aldığına dair üst rütbelerden bir ileti, mesaj ya da imza olmadığı için birçok kez görevleri tekrar girmek zorunda kalıyordu.

Evine bir olay çıkarmadan ulaşmayı başarmıştı ama yeni bir sorunla karşılaşmak üzereydi. Sevgilisiyle evde yalnızken kendini nasıl durduracaktı.

“Hoş geldin Biriki,” dedi Birbir. Onu görünce Biriki’nin bütün alarmları harekete geçti. Bütün benliğiyle Birbir’e saldırması yönünde talimatlar alıyordu. Yalnızlardı. Onu kolayca etkisiz hale getirebilirdi. Birbir tedirgin modunda küçük adımlarla biraz yaklaşıp, “İyi misin?” dedi.

Artık sahte gizli görevler yeterli olmuyordu. Kendi bilinci askeri kodlamaların üstünde olmasaydı çoktan saldırmıştı. Hiç durmadan gelen emirleri iptal edip askeri kodlamaları devre dışı bırakmak bütün dikkatini vermesi gereken bir işti. Devre dışı bırakılan kodlar yetki olmadan devre dışı bırakılmadığı için yeniden aktifleşiyordu. Bu kısır döngü beynini fazla yordu. Enerjisi her zamankinden hızlı tükeniyordu.

Biriki’nin ses kanalları enerjisinin azlığından garipleşmişti. Buna rağmen anlaşılır bir şekilde, “Enerjim bitiyor yatmam gerek,” diyebildi. Enerjisi alt limiti aştığı için bu sefer askeri kodlar güvenlik için onu zorunlu uykuya almışlardı.

Birbir hemen Biriki’ye koşup kaldırmaya çalıştı. Kol gücü onu taşımaya anca yetiyordu. Hızla onu yatağa götürmüştü. Enerjisi dolmaya başlayıp Biriki’nin sistemlerinde bir sorun olmadığı anlaşılınca Birbir panik modundan çıkmıştı. Bu birkaç saniye, enerji plak ömründen on yıl kadar almış gibiydi.

İçerideki eğlence dağıtıcıyı kapadı. Yatak odasına geri geldi. Biriki hala yeterince enerji depolayamamıştı. Yanına yattı. Kendini yarı uyku moduna aldı. Yatak sistemi üzerinden Biriki’nin enerji seviyesini anlık takip ediyordu. Şu anda Biriki’nin yapay bilinci kapalıydı. Yeterince enerjisi olup yapay bilinci açılınca onunla bir bağ kurmaya çalışacaktı. Bu yüzden beklemeye başladı.

Uzun bir süre yapay bilinçten bir ses yoktu. Biriki’nin depo enerji seviyesi yüzde yirmi ikiyi aştığı sırada Birbir kendi seçtiği bir rüyadaydı. Yatak sistemi ayarlandığı gibi Birbir’i rüyadan ayırdı.

Biriki’nin yapay bilinci orada duruyordu. Birbir birkaç mesajlı kod yazıp Biriki’ye doğru yolladı. Hiçbir cevap gelmedi. Bir daha denedi. Bu sefer kodlar reddedilmişti. Birbir’in yapay bilinci doğrudan bir iletişim kurmaya kalkıştı ama başarılı olamadı. Bir şeyler ters gidiyor gibiydi. Sanki orada sadece Biriki’nin yapay bilinci yoktu, yabancı bir şey araya giriyordu.

Birbir, yatak sisteminin kameralarından odalarına baktı ama yalnızdılar. Sisteme birkaç güvenlik komutu verip Biriki’nin bilinciyle bağ kurmaya başladı.

Birbir, “Biriki!” diye seslendi kurulan ilk bağ ile. Daha düşünceleriyle modlarını Biriki’ye aktaramıyordu. “Şimdi iyi misin?”

Biriki bir cevap vermedi. Aksine o yabancı güç Birbir’in bağını zorla kesip Birbir’in yapay bilincine saldırmıştı. Yatak sisteminin güvenliği daha büyük bir güç olarak olaya el atıp Birbir’i kurtarmıştı.

Sabah Biriki kendini yatağında bulduğu için mutluydu. Yanına, Birbir’i görmek için döndü. Yatakta yanında kimse yoktu. Otomatik bir mesaj yatak sistemi tarafından Biriki’ye iletilmişti.

/Mesaj (1) – 07:12 (E) – Bugün (P):

Günaydın,

Dün beni gerçekten korkuttun. Önce eve geldiğin gibi bayıldın sonra da yapay bilinçlerimiz arasına bir şey girdi. Neler döndüğünü bilmiyorum ama eve geldiğimde anlatmazsan seni kendi ellerimle tamir ederim. İşe gecikiyorum. EVDEN ÇIKMA!

Birbir

Mesajı okur okumaz ev sisteminin güvenlik alt yapısını inceledi, bir önceki akşamın kamerayla güvenlik işlem kayıtlarını. Olanları tam olarak işleyebilince bilinçli olarak şok modunu engellemesi gerekti. Şimdi şok moduna girmek hiçbir işine yaramazdı.

Askeri kodlar garip bir şekilde sessizdiler. Normalde onu dehşet modundan kendiliğinden çıkarması gereken o kodlardı ama hiçbir şey yapmıyorlardı. Önce kendi kendini dehşet modundan çıkarıp, kodların durumunu yokladı. Kodlar şimdilik kullanım dışıydı ama onu “YENİDEN YAPILANDIRMA” isimli bir geri sayıma yönlendiriyordu. Geri sayıma göre üç saat sonra bir şey olacaktı… yeniden yapılandırılacaktı. Bu isim hiç hoşuna gitmemişti. Neyi yeniden yapılandıracaktı askeri kodlar. Kendisini mi, yoksa Biriki’yi mi?

Hemen yatağın işlem girdilerini kontrol etti. Bir şey olduysa orada kayıtlı olmalı diye düşündü. Başlarda günlük girdiler vardı; yataktan ayrılış, yatağın sistem güncellemesi ve benzeri şeyler okunurken sıra akşam girdilerine geldi. İlk “yatağa bağlanma” girdisini buldu. Kamera kayıtlarına göre bu kendisiydi. Yatak, Biriki’yi tanımlayıp onaylamıştı, olması gerektiği gibi. Bir sonraki girdide ise onaylanmayan bir şey vardı. Yatak bu şeyi tanımlayamadığı için bir gözlem işlemi başlatmıştı. Yatak, eğer kodlar yatağa ya da yatağa bağlı olanlara zarar vermeye kalkarsa hemen tanınmayan kodları devre dışı bırakacaktı. Yatağın işletim sisteminin güçlü savunma özellikleri vardı. Uyku sırasında robotların korunması çok önemliydi sonuçta.

Girdilerin devamında ise Birbir’in yatağa bağlandığı, Biriki’yle iletişime geçmeye çalıştığı vardı. İşte olaylar da burada patlak veriyordu. Askeri kodlar bilinmeyen bir yapay bilinci tespit edince ona saldırmıştı. Yatak bu saldırıyı onaylayınca Biriki’nin bilincine dokunmadan askeri kodları devre dışı bırakmıştı. Birbir hemen kendini geri çekip yataktan çıkmıştı. Sabaha kadar yedek yatakta uyuyup sabah yatağa elle mesajı girip işe gitmişti.

Yeniden geri sayıma odaklandı, neredeyse iki saati kalmıştı. Hiç durmadan eğlence dağıtıcıya gitti. Dağıtıcıdan bir kablo çekip kendine bağladı. Dağıtıcının arayüzünü öne aldı. Önerilen arama sistemleriyle güvenlik duvarlarını es geçip Kırmızı’yı kullanıma aldı. Bir saniye bile geçmemişti ki bir uyarı mesajı aldı.

KrinEğl Güvenlik Uyarısı

Kırmızı’da yapacağınız hiçbir işlemden ve sonuçlarından KrinEğl’in de dahil olduğu KrinTek sorumlu değildir!

Uyarıyı kapatıp devam etti. Daha sonra yerini tespit edemesinler diye EDYT’yi devre dışı bıraktı. Son olarak da geri sayımda bir saat kalınca uyarılacak şekilde kendini ayarladı.

Derin bir araştırmaya girişti. Yaşadıklarını araştırdı. Birileriyle gizli konuşmalar yaptı. Her seferinde karşısına engelleyici programları çıkıyordu. Engelleyiciler genel olarak kısıtlı kullanım süreleriyle sadece bir sistemi ya da kodlar bütününü engelleyecek şekilde yazılmış programlardı. Felaket derecede paralar istemiyorlardı ama ne sıklıkla kullanacağına bağlı olarak düşeceğin çukur dipsiz olabilirdi.

Uyarı mesajı almaya başladı. Artık sadece bir saati kalmıştı hızlı karar verip hazırlanması gerekiyordu. Eğlence Dağıtıcı Sistemi’ni arkaya atıp dondurdu. Para durumlarını kontrol etti. Şimdiye kadar gördüğü fiyatlar uygun görünüyordu.

Önce gidip yatağı hazırladı. Programı yatağa bağlıyken çalıştıracak, kendini gözetim altında tutacaktı. Birbir geldiğinde kendisinin yatakta olduğunu iletecek bir mesaj hazırladı.

Eğlence Dağıtım Sistemi’nin arayüzünü yukarı çekti. Programı alabileceği güvenli bir satıcı arıyordu ama neredeyse hepsi fiziki kopyasını satıyordu. Fiziki kopyanın eline ulaşması en azından iki gün sürüyordu. Ayrıca yasadışı bir paketin evine fiziki bir delil şeklinde gelmesini de istemiyordu.

Zor olmuştu ama sonunda bulmuştu. SonKale adlı bir satıcı 24 saat etkili, bütçesini aşmayan bir engelleyici satıyordu. Ürün tanıtımı kısmında nasıl kullanıldığıyla ilgili bazı notlar vardı. Direkt beyine de yükleyebiliyordu, isteğe göre fiziksel bir kopya oluşturarak da kullanılabiliyordu. Her şekilde tek kullanımlıktı. Bir yere aktarılırken esas kopya siliniyordu. Sonuç olarak tek bir kopya kalıyordu.

Cesaretle çekingenlik modlarını birbirine düşürerek, büyük bir zorlukla ‘SATIN AL’a basmıştı. Karşısına aniden bir konum seçeneği çıkmıştı. Programı nereye yüklemek istiyordu. Kendi beyninin karantina bölgesinde yeterince yer vardı. Karantinayı seçti. Saniyeler içinde program yüklenmişti.

Yatağa yerleşip bağlandı. Beynine yeni komutlar girdi, uyku sonrası işleme sokulacaklardı. Uyku durumuna girdiğinde program karantinadan çıkartılıp çalıştırılacaktı.

Bir an için şüphe modu çalıştı. Beyni bu moda göre çalıştı. Bunu takiben ürperti modu da birkaç salise için açılıp kapandı. Ya bir şey olursa, dedi içinden. Bu program ne kadar güvenli olabilirdi. Tanımadığı birinden aldığı yasa dışı bir program her şeyi yapabilirdi ona. Sonra, yatağı bütün olayı gözetleyeceği şekilde ayarladığını hatırladı. En küçük sorunda yatak onu kurtarabilirdi.

Şüphe modundan çıkıp kendini yatağın emin programlarına bıraktı. Önce görüşü kapandı, konuşma programı devre dışı bırakıldı, ses alıcıları kapandı, hareket mekanizmalarına giden enerji kesildi… beyni kısmi durgunluğa geçti.

Birbir eve döndüğünde onu bir mesaj karşıladı.

/Mesaj (1) – 10:34 (E) – Bugün (P):

Yataktayım. Gelince beni uyandır. Neler olduğunu anlatmaya çalışacağım.

-Biriki

Biriki sözüne uyup evden çıkmadığı için Birbir’in mutluluk modu devreye girmişti. Onu uyandırmadan önce eğlence dağıtıcısını çalıştırmaya gitti. Dağıtıcının kablosu dışarıdaydı ama hafızasına göre en son iki yıl önce kablo dağıtıcıdan dışarı çekilmişti. Mutluluk modunun derecesi yavaş yavaş düştü, onun yerini tedirginlik modu alıyordu.

Hızla yatağa gitti. Biriki kıpırdamadan, ölü gibi yatıyordu. Robotlarda doğal bir görüntüydü. Biriki’yi uyandırmak için yatağın kontrolcüsüne yöneldi. Kontrolcünün ekranında kocaman harflerle ‘uyarı!’ yazıyordu. Birbir’in tedirginlik modu aniden korkuyla telaş moduna yerini bıraktı. Uyarı ekranını geçip uyarının nedenine baktı.

Biriki’nin sistemlerine yatağın tanımlayamadığı bir program müdahale ediyor, yataksa bir nedenden dolayı araya girmiyordu. Birbir yatağın bütün uyku işlemlerini durdurmasını sağladı ama Biriki uyanmadı. Ağlama modu Birbir’de küçük bir yer edinmişti. Son çare olarak Biriki’yi kendine bağlayıp sorunu çözmeye çalışırken Biriki uyandı.

Birbir’in panikle ağlama modları kapanınca Biriki’yle bağlanmayı kabul edebildi. Biriki’ye bağlanıp son iki güne dair bütün hafıza kayıtlarını edindi. Empati modülüyle Biriki’nin duygu modlarını tarayıp karşılık gelen modlarını çalıştırdı. Yapay bilinçleri birbirlerine karışıp gitti.

Aralarındaki kabloyu çıkardıktan sonra Birbir, “N’apıcaz Biriki?” diye sordu.

“Bilmiyorum Birbir? Askeri tamirciler beni hurdaya çıkarır. Engelleyicilere bağlı da yaşayamam. Bizimle ilgilenebilecek bir tamirci bulmalıyız.”

İkisi de kime gitmeleri gerektiklerini biliyordu ama korku modları onları sessizliğe itiyordu. Hiç konuşmadan hazırlanıp çıktılar.

Dışarıda Teranab Gezegeni’nin uydusu Olarus tepelerindeydi. Metalik yoldaki çınlamalar dışarıdakilerin gürültüsüyle bastırılıyordu. Biriki sürekli yeniden yapılandırma geri sayımına bakıyordu, neredeyse on üç saati vardı.

Tamirci Torto’nun dükkanından içeri girdiklerinde aynı hoparlör bu sefer de, “Hoşgeldiniz,” diye ciyakladı. Torto Biriki’yi görünce bir şey demedi. Kapıyı kapatıp bilgisayarında bir şeyler yaptı. Garip bir uğultu başlamıştı.

“Başıma bir işler açacağını biliyordum. Bu sefer yanında birini daha getirmişisin bir de. Ne istiyorsunuz?”

Biriki sakinlik moduyla, “Bu sevgilim Birbir ama konu onunla alakalı değil. Yardımın gerekiyor lütfen,” deyip bütün olan biteni anlattı.

Tamirci düşünmek için biraz zaman istedi. Hurdaya çıkmasının ne kadar kötü olabileceğini tahmin edebiliyordu ama değer miydi? Aslında bir askeri robotun beynine bakmak da istemiyor değildi. Yine de temkinli olmalıydı.

“Eğer,” dedi tamirci, “başaramayacağımı düşünürsem tamir etmeyi bırakırım. Bunu kabul ediyorsan masaya geçebilirsin.”

Biriki tereddüt modu açılmadan masaya yattı eskisi gibi. Tamirci onu uykuya yatırıp Birbir’e döndü. “İşe başlamadan söyleyeyim, tamir ne kadar başarıyla tamamlanacak hiçbir fikrim yok. Hafızasını bile tamamen kaybedebilir buna hazırlıklı ol. Öncelikle sorun neymiş ona bakmam gerek, sonra tamir kısmına geçerim.” Birbir kafasını evet anlamında salladı. Tamirci yine kolları çalıştırdı.

Üç saatin sonunda Biriki’nin kafası kapatılıp uyandırıldığında Birbir yüzüne yaklaştı.

“Nasılsın?”

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

gokcan sahin oyku

Kanayan Duvardaki Kelimeler | Gökcan Şahin (Kısa Öykü)

Burada ölümün rengi yeşil. Kokusu portakal, dokusu tuhaf. Elinizi belli bir yöne doğru sürterseniz yağ …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin