Ben, Efsane: Gündüzleri Sorun Yoktur, Ama Geceleri…

Richard Matheson’un 1954 tarihli post-apokaliptik bilimkorku romanı “Ben, Efsane” (I Am Legend), bu türe pek çok özgün fikir bahşetti ve birçok zombi/vampir kitabına, filmine ilham kaynağı oldu. Romanın kahramanı Robert Neville, bildiği kadarıyla hayatta kalan son insandır. Kitap onun Los Angeles’taki günlük hayatını takip ediyor. Neville, “vampirlerin” koma benzeri bir uykuda oldukları gündüz saatlerini korunaklı bir yer haline getirdiği evinin zayıf noktalarını güçlendirmek için çalışarak, gecelerini de sarımsak ve aynalar kullanarak saldırganlarını uzak tutmakla geçiriyor.

Duvarını resimle süslüyor, eve bir jeneratör bağlıyor ve sadece yiyecek-içecek değil, artık kullanılmayan mağazalardan plaklar ve kitaplar da topluyor. Ayrıca vampirleri tamamen ölü kalmalarını sağlayacak şekilde öldürmek için teknikler geliştiriyor. Ama düzelme umudu olmayan medeniyet sonrası bu yaşamın içinde hapsolmuşken ne kadar süre hayatta kalabilecektir? Daha önemlisi hayatta kalmak istiyor mudur?

İnsanlığa Dürüst Bir Bakış

Matheson’ın duygusal vuruculuğu, insanlık durumunun incelenmesindeki cesur dürüstlükten  kaynaklanıyor. Robert Neville büyük bir kahraman olarak resmedilmiyor. Zira olağanüstü koşullarda hayatta kalmaya çalışan sıradan bir adamdan fazlası değil. Ancak yazarın, Neville’in içinde bulunduğu zor durumu anlatışı ve psikolojik durumunu tahlil edişi çok güçlü. Neville depresyona meyilli, sürekli alkol kullanarak kendini teselli etmeye çalışıyor ve sık sık karşılaştığı kadın vampirlerle ilgili cinsel fanteziler kuruyor. Sonunda yalnızlığından kurtulma şansı bulduğunda bile güvensizlik içinde. İşte Ben, Efsane’yi korkunç bir kitap yapan da Neville’in portresindeki bu inandırıcılık.

İnsanın durumunu inceleyişindeki bu sert dürüstlüğü olumlu bir bakışla dengeliyor kitap. Neville, alkolün tesellisinden uzaklaşmak için insan ırkını vahşi vampirlere dönüştüren hastalığın kökenini araştırarak zihnini meşgul ediyor. Kendini yok etme arzusunu, bilgi için duyduğu susuzlukla gideriyor. Bu da okuyucunun Neville’in düşünce süreçlerini takip etmesini sağlayan bir başka inandırıcı sebep oluyor. Hikaye ilerledikçe, insanlık hakkında daha fazla çirkin gerçekler ortaya çıkıyor. Örneğin farklılıkları ortadan kaldırma, başka ırklardan, gruplardan olanları yok etme ve sevmediklerimizi insan olarak görmeyip canavarlaştırma arzularımız gibi. Roman bunu basit, ama hassas şekilde dengelenmiş bir öykü içinde, gerçeği damla damla ifşa ederek yapıyor. Dolayısıyla Ben, Efsane, kendinizi iyi hissetmenizi sağlamaktan ziyade, bu türdeki hikayelerden bekleyebileceğinizden çok daha derin sorular sorduran bir kitap.

Matheson’ın Ustalığı

Romanda insanlık hakkındaki gözlemler, akılda kalıcı bazı bölümlerle noktalanıyor. Neville’in bir köpekle karşılaştığı bölüm buna mükemmel bir örnek. Köpek ilk başta gelip Neville’den yiyecek almaktan çok korkuyor. Neville, kendinden başka rastladığı tek canlı olan bu hayvana karşı yavaş yavaş bir dostluk güven inşa ediyor. Matheson’ın tasviri ustalıklı. Yazarın edebi görkemini, Neville’in salgından önceki aile hayatını ve karısının ölümünü anlattığı satırlarda görüyoruz. Matheson kelimeleri tasarruflu kullanan bir yazar ve bu nedenle “Ben, Efsane” nispeten kısa bir roman. Yazar her kelimenin öneminden ve yazılan her cümlenin yazılmayı hak ettiğinden emin. Derli toplu ve iyi kurgulanmış bir hikayesi olan eser, okuyucuyu anakarakterin dünyasında tutuyor ve nefes kesici, dayanılmaz derecede gerilimli olan son elli sayfaya doğru adeta sürüklüyor.

Kitapta kafalara takılan birkaç sorun var: Bolca stoğu olan süpermarketlerdeki yiyecek ve içecekler bile eninde sonunda bitecek. Yıllarca bakım yapılmamış olmasına rağmen çalışmaya devam eden bir araç için benzin bulmak giderek zorlaşacak. Bu sıkıntılar, Neville’in günlük faaliyetlerini uzun yıllar boyunca sürdürebileceğine inanmamızı zorlaştırıyor. Ancak yoğun ve odaklanmış olay örgüsünden asla sapmayan Neville’in dünyası, yukarıda akla gelen böylesi düşüncelerin büyüyü bozamayacağı kadar inandırıcı.

Vampirizme Bilimsel Yaklaşım

Büyük korku fikirlerinin arkasındaki bilimsel mantığın tadını sevenler, bu hikayede “lezzetli” pek çok şey bulmakta zorlanmıyor. Vampirizm hastalığının bakteriyel kökenleri ve yaratıkların ışığa ve sarımsağa karşı nefretleri kitapta tatmin edici şekilde açıklanıyor. Haçla ilgili açıklama da ilginç: Vampirler sadece, yaşamları boyunca benimsedikleri inancın dini sembollerine olumsuz tepki verip kaçınıyor. Yani insanken Hristiyan olan biri, vampirleştiğinde haça tepki gösteriyor. Neville’in Musevi olan komşusu Cortman üzerinde haçın bir etkisi yok örneğin.

“Ben, Efsane” aynı zamanda ilginç bir dönüm noktası da teşkil ediyor. Matheson’un “vampirler” olarak tanımladığı canavarlar, Bram Stoker‘ın Drakula‘sından beri bilinen vampir özelliklerine sahip olsalar da hareket eksiklikleri, insan kanına duydukları açlık ve vahşi doğaları bizim bir “zombi”den beklediğimize daha yakın görünümde.  Matheson’un, vampirizmin tıbbi zeminine katkı sağlayarak korku türüne farklı bir yönde ilham verdiği açık. Bu ilhamın izlerini “Ben, Efsane”den “The Walking Dead”e uzanan çizgide takip edebiliyorsunuz.

Bazı Baskılarına Dair

Kitabın yurt dışında Folio Society’den çıkma özel bir baskısı da var. Bu baskı, ünlü sanatçı Dave McKean (aynı zamanda The Folio Society’nin American Gods baskısında da çalıştı) tarafından resmedildi. Kitabın bir vampiri betimleyen kapağı (Neville’in karısı olabilir mi?) ve kitaptaki önemli anları betimleyen tek ya da iki sayfalık çizimler, kitaptaki gerilimli ve korkutucu olayları vurguluyor. McKean’in kullandığı koyu yeşil tonlar, kitabın atmosferine uygun şekilde mide bulandırıcı ve rahatsız edici. Yine kahramandan ziyade yıkılmış bir adam olarak çizdiği Neville tasviri, yazarın karakterizasyonuyla uyum içinde. Kitabın bu baskısında, roman ve çizgi roman yazarı olan, ama kendisi bunun bilinmesini çok istemediği için farklı bir soyadı kullanan Stephen King’in oğlu Joe Hill’in bir önsözü de var.

Dilimize ilk olarak 2003 yılında “Ben, Efsane” adıyla çevrilen roman, yerli bilimkurgu okurları için özel bir yere sahip. İthaki Yayınları‘ndan çıkan kitabın çevirisini, 30 Kasım 2007’deki uçak kazasında kaybettiğimiz çok yönlü bilim insanı ve bilimkurgu hayranı Özgen Berkol Doğan yapmıştı. Anısına kurulmuş olan ve ülkemizin ilk ve tek bilimkurgu kütüphanesi olma özelliğini taşıyan Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi ise İstanbul Kadıköy’de bulunuyor.

Hazırlayan: Gökhan Karagül | Kaynak

Yazar: Konuk Yazar

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi bilimkurgukulubu@gmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...

İlginizi Çekebilir

80’li Yılların Black Mirror’ı: William Gibson’dan Yanan Krom

“Her şey bir sahneden ibaretti, gelecekteki yaşamı sahnelemek üzere özenle seçilmiş bir dizi dekordu.” 1948 …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin