Robert Oppenheimer ve meslektaşlarının bile nükleer bombayı geliştirirken Dünya’nın atmosferini yok etme konusunda endişeleri vardı. Ancak günümüzde otonom silahlar böyle bir endişeye sahip değil. Korku hissetmeden öldürebilen bu silahlar, herhangi bir yasaklama olmadan serbestçe savaşlara katıldığında hiçbir şey hissetmeden öldürebilir ve hatta büyük hasarlara sebep olabilirler. Bu tür korkusuz silahların savaş alanında serbest bırakılmasının sonuçları hayal edebileceğimizden çok daha yıkıcı olabilir. İnsanlık, çoğu zaman korkunun, yorgunluğun ve stresin savaşın dehşeti üzerindeki kısıtlayıcı ve hafifletici etkilerini görmezden geliyor.
Otonom silahların yaygınlaşması savaşın gelecekteki gidişatını etkileyecektir. Peki ama bu nasıl olacak? Sonuçta yeni teknolojiler kullanma kılavuzlarıyla birlikte üretilse de, herhangi bir stratejiyle, doktrinle, taktikle gelmiyor. Askeri tarih boyunca savaş, ilkel tehlike ve korkunun gölgesi altında öldüren insanlarla ilişkilendirilmiştir. İnsanlar ölme ihtimalinin olduğunu düşündüklerinde farklı davranırlar. Herhangi bir savaş planında en karmaşık şekilde çizilmiş stratejilerin gerçekleşmesi bile savaşın psikolojik stres etkenleriyle birlikte zaferi engelleyecek bir noktaya gelebilir. Bunu akılda tutarak baktığımızda insanlar otonom silahlarla desteklendiğinde oluşacak etkiyi hesaba katmalıyız.
Askeri teknoloji, savaşın çehresini sonsuza kadar değiştirecek bir devrimin eşiğinde olabilir. Savaşın psikolojik faktörlerinden etkilenmeyen otonom silahlar ufukta görünüyor ve yeni bir ölümcüllük çağını başlatacaklar. Saldırı ve savunma operasyonlarını etkileyecek ve yeni stratejik seçenekler sunacaklar. Otonom silahların konuşlandırılması, savaşı daha verimli hâle getirme potansiyeline sahip ancak aynı zamanda onu daha acımasız ve korkunç hâle getirme potansiyeline de sahip.
Korku, Yorgunluk, Stres ve Tereddütten Kurtulmak

Korku, yorgunluk, stres ve tereddüt her daim savaş planlarını etkileyen unsurlar olmuştur. Ancak otonom savaş çağında makineler için bu unsurlar geçerli olmayacak. Pek çoğumuz, hedefe korkusuzca ilerleyen bir savaş planındaki o güzelce çizilmiş mavi okları görmüş, hatta belki de üretmişizdir. Ancak operasyon merkezinde planlama yapmak ile düşmanla temasa geçmek arasında ciddi bir fark var. Savaş planları birçok nedenden dolayı hızla bozulabilir. Bu da insanların kusurlu birer canlı olmasından ve planlara her zaman uyamamasından kaynaklanır. Kısaca evdeki hesap çarşıya uymaz. Modern ordular, sıkı eğitime yapılan yatırımlar sayesinde askerleri savaşın stresine ve şokuna karşı duyarlı hâle getirmenin yollarını geliştirdi. Yine de hiçbir eğitim savaşın gerçekliğini taklit edemez. Oysa otonom makinelerin cesarete ve eğitime ihtiyacı olmayacak. Bunun yerine cesaretleri kodlarına programlanacak.
İnsan ordularını her zaman etkileyen yorgunluk ve stres, otonom silahlar sayesinde ortadan kalkacak. Bu noktada tarih kitaplarında yer alan bazı savaşların kaybedilme sebebini belirten o cümleyi düşünebiliriz. “Ordu ve askerler yorgun olduğu için savaş kaybedildi.” İnsanların bulunduğu birlikler ve ordular savaşa maruz kaldığı süre uzadıkça etkinliğini kaybeder ve dinlenmeye ihtiyaç duyar. Hatta günümüzde uygulanan uzaktan savaş yöntemlerinde bile, örneğin dron pilotlarının hedeflerini uzun saatler boyunca izlemenin verdiği strese ve yorgunluğa maruz kaldıklarını gördük. Uzaktan bile olsa öldürmek insanları travma sonrası stres bozukluğu da dâhil olmak üzere çeşitli şekillerde etkileyebilir. Otonom “savaş robotlarının” ise savaşın kaosundan uzaklaşmak için zamana veya dinlenmeye ihtiyacı yok. Yani dayanıklılıklarını sınırlayan şey dinlenme veya terapi değil, yalnızca yakıt ve donanımlarının aşınması olacaktır.
Savaşı bizzat deneyimlemiş olanlar, insanların savaş sırasında donup kalabileceklerini veya tereddüt edebileceklerini bilir. Donma veya tıbbi olarak Akut Stres Reaksiyonu olarak bilinen bu durum, değişen bir zaman dilimi boyunca askerleri savaş dışı bırakabilir. Stresten etkilenmeyen otonom silahlar, performanslarını engelleyen bu psikolojik tepkileri de vermeyecek. Gelecekteki bu askerler, muhtemelen çok az tereddüt edecek ve donmayacak. Hatta, hız kamerasının hızlanan bir aracın fotoğrafını çekmesiyle aynı kolaylıkta düşmanlarını öldürecek.
Otonom Savaşta Strateji, Saldırı ve Savunma

Otonom ordular, saldırı ve savunma operasyonlarının yanı sıra stratejik seçenekleri de sonsuza kadar etkileme potansiyeline sahip. Otonom öldürmenin daha geniş çapta kullanılması, komutanlara ve politikacılara sonuçlarını tahmin bile edemeyeceğimiz bir ölümcüllük gücü verebilir ve bu noktada “Pandora’nın Kutusu” açılabilir. 2017 yılında Harvard Belter Merkezi’nin bir raporu, ölümcül otonom silahların “nükleer silahlar kadar yıkıcı” olabileceğini belirtti. Mantık, pazarlık, acıma veya korkudan yoksun olan bu platformlar, en ustaca planların meyve vermesini uzun süredir engelleyen psikolojik ve fiziksel stres etkenlerini ortadan kaldırma yeteneğine sahip olacak.
İnsanlardan oluşan orduların yaptığı saldırılar, genel yeteneklerinin ve kapasitelerinin çok altında bir noktada bozulabilir veya sonlanabilir. Öte yandan, hücumdaki otonom birimler, büyük kayıplar verdikten sonra bile durmayacak. Tam tersine aksi bir emir alana kadar saldırmaya devam edecek. Gelen kurşunların vızıltısı ya da kayıplar yüzünden batağa saplanmayacaklar. Tıbbi tahliye sağlamak için saldırılarını duraklatmak zorunda kalmayacaklar; araba kullanabilecek veya uçabilecekler. Endüstriyel ölçekte ölüm dağıtmaya devam edebilecekler. Benzer faktörler savunma durumlarında da geçerli. İnsanlar, tarihsel olarak, toplam direnme yetenekleri sona ermeden çok önce teslim olmuş veya geri çekilmiştir. Savunmada otonom platformların gücü, Birinci Dünya Savaşı’ndaki makineli tüfekler ve topçu silahlarından bile daha öldürücü olabilir. Thermopylae veya Alamo’nun hikâyelerinden bildiğimiz gibi her şeyin “son adama” bağlı olması normal değildir. Ama otonom platformlarda bu durum anormal değil, bir standart olarak kabul görecek.
Bu yeni savaş çağında göz önünde bulundurulması gereken bir diğer husus ise askerleri kaybetme riskinin ortadan kalkmasıyla birlikte politikacıların stratejik seçeneklere bakış açısı olacak. Belki de politikacılar, hayatların risk altında olmadığı durumlarda, askeri gücü kullanma konusunda daha az ihtiyatlı davranacak. Otonom silahların yaygınlaşması devletlere daha fazla dayanma gücü de verebilir, özellikle küçük savaşlar sırasında insan kaybının olmaması, savaş karşıtı kamuoyu baskısını da ortadan kaldıracak. En basitinden, “makinelerimizi eve getirin” tarzı protestolar olmayacak.
Yasal Düzenlemeler Bizi Kurtarabilir mi?

Şu an için otonom sistemlere ilişkin uluslararası bir düzenleme bulunmuyor. ABD ordusunda askerler, silahlı çatışma hukuku konusunda kapsamlı bir eğitime sahip ve yasa dışı emirlere uymak zorunda olmadıklarının bilincinde. Ancak otonom silahlar emirlere itaatsizlik etmeyecek veya insani duygulara boyun eğmeyecek. Makineler, yok etmeye programlandıkları her şeyi veya herkesi öldürecek, bu da onları savaş suçluları, otoriter rejimler ve soykırımcılar için çekici bir araç hâline getirecek. Otoriter rejimler, onları protestocu kalabalığın üstüne salmakta tereddüt etmeyebilir. Yine soykırım yanlıları, bu makineler sayesinde aşırı radikalleşmiş birliklere veya özel tesislere güvenmek zorunda kalmayacak.
Uluslararası ve insan haklarına yönelik riskler göz önüne alındığında, devletlerin otonom silahların yaygınlaşmasını ve dağıtılmasını düzenleme ve kontrol etme konusunu ciddi şekilde tartışması gerekiyor. Bu düzenlemelerde karşılaşılacak en büyük zorluk ise teknolojinin kontrol edebileceğimizden daha hızlı ilerlemesi. Şu anda otonom silahlar Uluslararası İnsan Hakları Hukuku tarafından herhangi bir düzenlenmeye tabi değil. BM Genel Sekreteri António Guterres, yıllardır ölümcül otonom silah sistemlerinin yasaklanması gerektiğini savunuyor ve bunların yasaklanması için bağlayıcı bir anlaşma çağrısında bulunuyor.
Buna rağmen, şu anda ABD politikası otonom silahların geliştirilmesini veya kullanılmasını yasaklamıyor. Ancak ABD, otonom silahların düzenlenmesine ilişkin önerileri değerlendiren “Uzmanlar Grubu” adlı uluslararası bir tartışma grubunun içinde yer alıyor. Otonom silahlar, korku, yorgunluk, stres ve tereddüt gibi unsurları tamamen ortadan kaldırarak savaşlardaki kanlı hedeflerimize daha önce görülmemiş bir verimlilik ve hızla ulaşacak. Bu noktada dikkat etmemiz gereken birçok şeyden biri de öldürmenin çok kolay hâle gelecek olması. Atom bombası test edildiğinde Dünya atmosferini yok etmediği ortaya çıktı. Otonom silahların potansiyel tehlikeleri konusunda fazla mı kötümser düşünüyoruz? Belki de. Eğer politika, düzenleme ve teknolojik kontrol gibi sorunlara gerçek yanıtlar bulabilirsek geriye sadece bir temel soru kalıyor: Yeni bir öldürücülük çağını başlatabilecek, savaşı daha verimli, grotesk ve korkunç hâle getirebilecek bu yeni savaş devrimine hazır mıyız?