klise

Bilimkurgu Klişeleri

Bilimkurgu klişelerinin birçok fonksiyonu vardır. Bunlardan en başta geleni, öykünün gerçek bilimkurgu olarak tanınmasını kolaylaştırmaktır. Okuyucu uzay-zaman bükülmesi gibi bir ifadeyle karşılaştığı anda okuduğu şeyin bilimkurgu türünde olduğunu anlar. Ancak, klişelerin var olmasının pek soylu olmayan nedenleri de vardır. Mesela tembellik ya da konu bulma sıkıntıları. Bilimkurguda (aşk romanları, polisiye ya da westernlerde olduğu gibi) birtakım temalar ve klişeler sürekli dolaşımdadırlar. Bu fikirler her düzey bilimkurguda karşımıza çıkabilirler. Bu klişelerden ilk aklımıza gelenler genellikle bilimkurguda sıkça kullanılan teknolojik zamazingolardır. Bunlar arasında lazer tabancası, portallar, androidler, hiperuzay motoru, cyborglar, zaman makinesi, akvaryum içindeki beyin, güç alanı, besin hapları, antigravite kalkanı, çeviri makinesi, yargıç bilgisayarlar, yalan dedektörü gibi makine ve gereçler sayılabilir.

Araç gereçler dışında klişeleşmiş konular da sıklıkla karşımıza çıkarlar: Galaksiyi ele geçirmeye çalışan zalim diktatörler, deli dâhiler, tanrıyı oynayan bilim insanları, telepat avcıları, kıyamet sonrası barbarlığı gibi konular kulağa oldukça tanıdık gelir. Klişe tiplemelerin başında Deli Dâhiler yer alıyor: Frankenstein’den Dr. Garipaşk’a (Dr. Strangelove) birçok örneğini sayabiliriz bunların. Deli dâhiler büyük bir çeşitlilik sergileyebilirler. Güçlü kuvvetli, genç ve idealist olanından dalgın ve eksantrik olanına kadar her tipte deli dâhiye rastlamak mümkündür bilimkurgu arenasında.

metal-sutyenli-kadinlar

Bilimkurguda kadınlar da çoğu zaman bir seks objesi olarak berbat şekillerde klişeleşmiştir. Kimisi seksi ve yardıma muhtaç (genellikle laboratuvar asistanları ya da genç bilim adamları tarafından çeşitli tehlikelerden kurtarılan yaşlı bilim adamlarının kızları vs.), kimisi ancak tokatla susturulabilen histerik gülüşlü, kimisi kan ve şiddetle karşısında bayılan, kimisi de tropik ormanlardaki koşturmacalarda bileğini inciten metal sutyenli kadın klişeleriyle doludur bilimkurgu.

Bunların yanı sıra seksi ve tehditkâr (Amazon kraliçeleri, Wonder Woman vs.) ya da seksi ve aptal erkek fatmalara da (Yasak Gezegen/Forbidden Planet) sıkça rastlanabilir. Gelgelelim, Feminizmin yükselişiyle birlikte zayıf kadın karakterleri de sahneden giderek çekilmeye başlamıştır. Joanna Russ, her türden kadın klişelerini “Dış Uzaydan Klişeler (Cliches from Outer Space, 1984)” adlı eserinde alaycı bir dille ele almıştır.

village-of-the-damned

Bilimkurguda klişe çocuk tiplemeleri de en az kadınlarınki kadar berbattır. Psişik ya da sihirli güçlere sahip mutant dâhiler ya da Dünya’yı işgal eden uzaylılarla insanlık arasında bağlantı kurulmasını sağlayan masum çocuklar hiç de az rastlanan klişelerden değildir. “Küçük Suikastçi (The Small Assassin, 1946)” adlı kısa öyküsünde Ray Bradbury yeni bir bilimkurgu klişesini başlatmış oldu. Akabinde John Wyndham’ın daha sonra “Village of the Damned” adıyla sinemaya da uyarlanacak olan “The Midwich Cuckoos (1957)” adlı romanı geldi. Roman Midwich kasabasının etrafını saran ve insanları uyuşturan bir tür görünmez kubbe (bir başka tekrarlanan fikir) ile başlıyordu. Kubbe ortadan kalktıktan sonra kasaba eski haline dönüyor, ancak doğurgan kadınların hepsi aynı anda hamile kalıyordu. Doğan 61 çocuk gün geçtikçe daha tuhaf davranışlar sergiliyor ve sonunda bir tür grup zihnine sahip uzaylılar oldukları anlaşılıyordu. Yine 1974 yapımı “It’s Alive” adlı filmde, öfkelendiğinde insanları öldüren canavar bir “bebek” konu edilir.

Bilimkurgunun klişe robot tiplemeleri de genellikle ya birçok Asimov öyküsünde olduğu gibi gülünç karakterlerdir; ya Golem ve Dalekler gibi korkunçlardır; ya da Nathaniel Hawthorne’nin “Güzelliğin Ressamı (The Artist of the Beatiful, 1844)” romanındaki dans partneri ve 2001: Bir Uzay Macerası’ndaki HAL gibi, hem korkunç hem de gülünçtürler. Genellikle makine adamların 1930 ve 40’ların bilimkurgu dergilerinin kapaklarında boy gösteren böcek gözlü uzaylılar kadar bile düşünce ya da duygu belirtisi göstermesine izin verilmez.

canavar

Canavarların klişe özellikleri de genelde pek değişmez. Yaratıkların özellikleri arasında devlik, cücelik (Küçük Yeşil Adamlar); pullarla ya da kılla kaplı deri; pençe ve dokungaçlar yaygındır. İlk kez H. G. Wells,The Sea-Raiders (1896)” adlı eserinde ahtapotları arenaya sürdü.  Ondan sonra yarım yüzyıl boyunca birçok yazar iğrenç ve vazgeçilmez canavar uzvu olan dokungaçları salladı durdu. 1955 yapımı “Denizin Altından Geliyor (It Came from Beneath the Sea) adlı filmde radyasyonun etkisiyle devleşmiş bir ahtapot konu ediliyordu. (Radyasyondan etkilenerek mutasyon geçirmiş canavarlar da bir başka bilimkurgu klişesi olarak not edilmelidir.)

Wells’in “Milyon Yılının Adamı (The Man of the Year Million, 1893)” adlı makalesi gelecekteki süper-evrimleşmiş insanı tanıtır bize. Bu adamın devasa bir beyni ve küçücük bir vücudu vardır. (Tanıdık geldi mi?) Wells’in hayalinden fırlayan bu adamın torunları arasında Dan Dare çizgi romanındaki amansız Venüslü cani Mekon (o da bir küçük yeşil adamdır) ve 2010 yapımı animasyon filmi Megamind’in nevi şahsına münhasır kötü karakteri sayılabilir. Her ne kadar yeşil olmasa da benzer bir karaktere ünlü bilimkurgu oyunu Half Life’ta da rastlıyoruz: dünyalar arası portalları açarak yaratıkların Dünya’ya geçmesine neden olan Nihilanth.

star-trek

Bilimkurguda klişeleşmiş olay örgüleri öylesine çoktur ki tamamını listelemek mümkün olamaz. Yine de saymaya başlayalım:

  • Tüten bir meteoritin başına bir gecelik nöbet için bırakılan yaşlı ve güçsüz gece bekçisi (“Beni merak etmeyin efendim, iyi olacağım!”)
  • Lanetlenmiş lotus-yiyenler toplumu. (Odysseus’la başlar)
  • Uygarlığın geleceğinin bir satranç oyununun sonucuna, bir bilmecenin çözümüne ya da basit bir formülün bulunmasına bağlı olması. (“İşe yarama şansı milyonda bir, yine de öylesine çılgınca bir fikir ki gerçekten işe yarayabilir!”)
  • Kılık ve biçim değiştiren yaratıklar. (“Bu gemidekilerden birisi insan değil!”)
  • Yenilmez uzaylılar. (“Milyar megatonluk bir patlama bile bu yaratığa bir Sirius piresinin ısırığı kadar zarar veremez.”) L. Ron Hubbard’ın “Dünya, Bir Savaş Yeri (Battlefield Earth, 1982)” adlı romanından bir örnek verelim: “Bu çiziğe bir atom bombası neden olmuştu.”
  • İstilacı uzaylıların bildiğimiz su (1963 yapımı “The Day of the Triffids” ve “Oz Büyücüsü, 1939” filmleri) ya da tuz gibi sıradan bir şey tarafından durdurulması.
  • Android eşin kesilen parmağından makine yağı akması.
  • Uzaylılar tarafından hipnotize edilmiş olan eş. (“Sevgilim, Ganymede’den döndüğünden beri bir tuhaf davranıyorsun.”)
  • Kılık değiştirerek başkasının yerine geçmiş olan yaratığın, her zamankinden farklı davranan “kendi” köpeği tarafından şüpheyle “koklanması.”
  • Devasa bir bilgisayar beyninin basit bir paradoks ile yok edilmesi. (“Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane, bil bakalım bu nedir?”—”Zzzzt!!! Bzzzttt! Cossss!”)
  • Robot isyanı. (“Ama siz kendi kendinizi idare edemeyecek kadar ilkeldiniz sahip!”)
  • Zaman koridorlarında insanın kendi kendisi ile karşılaşması. (“Hey!—Ama bu tıpkı bana benziyor! Yoksa…!”)
  • Paralel dünyalarda yaşayan Montagu ve Capuleler. (Romeo ve Juliet’teki düşman aileler.)
  • Kötü ruhlu Dünya’nın Efendisi’nin kahramanımızı öldürmeden önce bir an durup sırıtması.
  • Güya bilimsel açıklamalar için aksiyona ara verilmesi. (“Bize nötrino zamazingotörlerinin nasıl çalıştığını ilk defa duyan birine açıklıyormuş gibi açıklayın, Profesör!”)
  • Bir kişi hariç herkesin uzaylı zihin-ışınları tarafından etki altına alınması.
  • Uzaylılar tarafından bir kişinin ya da herkesin hafızasının silinmesi.
  • Birinin kendi dedesini (ya da dedesinin dedesini) öldürmesi. (Zaman paradoksları.)
  • Dünya’nın çakma alet edevatlarla kurtarılması. (“Bir pil, birkaç devre elemanı, bir iki dandik kablo gibi göründüğüne bakmayın siz—Bunu çalıştırdığımda uzaylıların birbiriyle olan telepatik iletişimi kesilecek.”)
  • Gençlik iksiri—ama ne korkunç bir bedel karşılığında!
  • Haddini bilmez bilim adamlarının doğanın temel ayarlarıyla oynaması ve beraberinde gelen felaketler. (“Bu bilgiyi elde etmenin tanrıyı oynamak anlamına geleceğini size söylemiştim.”)
  • Ölümsüzlüğün keşfi ve doğanın intikamı.
  • Yaratıcısını yok eden canavar. (Frankenstein’nden tutun da Blade Runner’e kadar birçok eserde defalarca işlenen bir klişe.)
  • İnsanların yok olduğu bir Dünya’da kalan bir adam ya da bir grup erkeğin son kadın için mücadelesi. (Örneğin Alfred Bester’in 1954’te yayınlanan “271.009” adlı kısa romanı.)
  • Yok olmanın eşiğindeki uzaylı ırkın Dünya’lı bir model ya da film oyuncusu ile birlikte olmaya çalışması.
  • Üstün uzaylı ırkların müdahale ederek insanlığın kendi kendini yok etmesine engel olması. (İnsanlığı yok eden tehlikeler de çeşitli olabilir: Nükleer savaş, çevre kirliliği, ozon Tabakasının delinmesi, yozlaşma vs.)
  • Genellikle bir adada ya da uzak bir gezegende bulunan Dr. X’in laboratuvarının bir grup köylü tarafından yakılması. (Ellerinde meşale olabilir de olmayabilir de.)
  • Bir filmin sonunda Kayıp Bir Dünya’nın yanardağ püskürmesi, depremler ya da tsunami dalgaları ile yok olması.
  • Uzaylıların laboratuvarda Âdem ile Havva’yı yaratması
  • Bir gemi kazasından kurtulan iki uzaylının Dünya benzeri bir gezegene son anda inmeleri ve öykünün sonunda isimlerinin Âdem ile Havva olduğunun anlaşılması.
  • Yaşadığımız dünyanın gerçekte bir bilgisayarın hafızasında yaratılan sanal bir gerçeklik olduğunun idrakı.
  • İçinde bulunduğumuz evrenin başka bir evrendeki bir atom olduğunun anlaşılması. (Ve hatta onun da başka bir evrendeki bir başka atom olduğunun anlaşılması.)

adam7

Daha önce de belirttiğimiz gibi bu liste elbette burada sona ermiyor. Her ne kadar bıktırıcı olsa da, klişeler kılık değiştirmiş bir şekilde günümüzde ve gelecekte karşımıza yeniden çıkacaklar. Biz de onları her seferinde aynı merak ve dudağımızın kenarındaki hınzır bir gülümseme ile karşılayacağız. Elbette onları görür görmez tanıyacağız, ama çaktırmayacağız. Unutmayalım ki kağıt geri dönüştürülerek yeniden piyasaya sürülebilen bir malzemedir. Tıpkı ucuz romanlar gibi.

Ama yine de eski hamura yeni maya katmak her zaman mümkündür. Her on yılda bir olduğu gibi, 1980’lerde de böyle olmuştu. Çoğu filmlerde, bir kısmı da kitaplarda olmak üzere var olan klişelere yenileri eklendi. Sayalım:

  • Bilgisayarlar oynayan çocuklar bilmeden gerçek savaşları başlattılar.
  • Japon Reklamları posterlerden retinalara, her yerde karşımıza çıkmaya başladılar. (Sonradan bunlara Kore, Tayvan vs. gibi ülkeler de eklendi.)
  • Genetik mühendislik birbiriyle savaşan kabileler, alt kültürler ve kültler yarattı.
  • Galaksi merkezindeki dev karadeliğin genişlemesi yüzünden üstün varlıklar arasında savaşlar çıktı.
  • Zaman yolculuğu yapan çocuklar geçmişe dönerek Rock’n’roll’u icat ettiler.
  • Uzaylı polisler suçlu yaratıkları yakalamak için dünyalı polislerle ortak oldular.
  • Duyarsız öğretmenlerle bilim adamlarının aslında android ya da robot olduğu ortaya çıktı.
  • Kadim uzaylıların zaman ve uzay içinde sonsuz uzaklıklara kadar erişim sağlayan dev yapılar inşa ettikleri anlaşıldı. (Kurtdelikleri, yıldız geçidi ağları.)
  • Geleceğin insanları 1950’lerin rock’n’roll müziğine kafayı taktı. (Stephen King, Allen Steele)
  • Tanrının aslında bir yapay zeka olduğu ortaya çıktı.
  • Uzaydan gelen bir virüs ya da benzeri bir şey hepimizi yamyam zombilere dönüştürdü.
  • Organ nakli teknolojisi seks orgileriyle sonuçlandı. (Penis graftları lididoyu arttırdı vs.)
  • Halley Kuyruklu yıldızı gibi sürekli geri dönen bir klişe var ki o da büyük bir nesnenin ya da göktaşının Dünya’ya çarpması ya da ıskalamasıdır. Bunu da gördük.
  • Yirminci yüzyılın sonlarına doğru bizi oldukça şaşırtan beklenmedik bir klişe türü ortaya çıktı: Uzayda yolculuk yapabilen ağaçlar! (Stephen Baxter, Larry Niven, Dan Simmons).
  • Keats, Byron ve Shelley gibi romantik dönem şairlerinin birlikte ya da ayrı ayrı canavarlarla savaşmasına şahit olduk. (Brian W. Aldiss, William Gibson, Tim Powers, Dan Simmons ve ötekiler.)
  • İçinde bulunduğumuz yüzyılda bir şehir fantazisi olarak vampirlerin yükselişine şahit olmaktayız. (Nedense bunlar genellikle çok ilkeli ve erdemli vampirler oluyorlar.)
  • Kurt adamlar aşağı kalır mı! Onlar da üzerimize hücum ettiler tabi ki.
  • Her ne kadar tam olarak bilim kurgu sayılmasalar da zombiler şehirlerimizi sarmış durumda, öyle ki elini sallasan zombiye çarpıyorsun.

Ama nihayetinde korkmaya gerek yok, nasıl olsa uyandığımızda göreceğiz ki bütün bunlar bir rüyaymış! (F. Anstey’in “Tourmalin’in Zaman Çekleri (Tourmalın’s Time Cheques, 1891)”i ve diğer birçok eserde kullanılan “hepsi bir rüyaymış” klişesi de oldukça yaygındır.)

Klişeler kaçınılmaz olsa, birçok durumda canımızı sıksa da, sanırım onlarsız edebiyat mümkün olmuyor. Biz yine de zekâmızı hafife almayan özgün eserleri her zaman bağrımıza basacağımıza söz veriyoruz.

Kaynak: SFE

Yazar: Sinan İpek

Yazar, çizer, düşünür, öğrenir ve öğretmeye çalışır. Temel ilgi alanı Bilimkurgu yazarlığıdır. Bunun dışında Matematik, bilim, teknoloji, Astronomi, Fizik, Suluboya Resim, sanat, Edebiyat gibi konulara ilgisi vardır. Ara sıra sentezlediklerini yazı halinde evrene yollar. ODTÜ Matematik Bölümü mezunudur ve aşağıdaki başarılarıyla gurur duyar:TBD Bilimkurgu Öykü yarışmasında iki kez birincilik, 2. Engelliler Öykü yarışmasında birincilik, Ya Sonra Öykü Yarışması'nda finalist, Mimarlık Öyküleri Yarışması'nda finalist, 44. Antalya Altın Portakal Belgesel Film Yarışmasında finalist. Ithaki yayınları Pangea serisinin 5. üyesi "Beyin Kırıcı" adlı bir romanı var.

İlginizi Çekebilir

Murat Menteş’le Geleceği Görenler Öykü Yarışması Yayını

Edebiyat Otopsisi YouTube kanalındaki “Yazarlara Soruyoruz” serisinin yeni bölümünde kulübümüz editörlerinden Emre Bozkuş, edebiyatın sınırlarını …

Bir Cevap Yazın

Bilimkurgu Kulübü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin