21. yüzyılın ilk yarısının yarısı, ülkelerin çok büyük bölümünün gayri safi milli hasılalarının birkaç katı piyasa değeri büyüklüğüne erişen teknoloji şirketlerinin egemenliğiyle tamamlanıyor. Görünen o ki Avrupa Birliği ve ABD dâhil ülkelerin yasal sistemleri teknolojinin şiddetli çekme ve dönüştürme gücü karşısında çok zayıf kalıyor. Teknokapitalist güç odakları yüz milyonlarca hatta milyarlarca insana tek tek ulaşabiliyor. Bu platformlar âdeta dijital bir ikinci evren kolajı oluşturuyor.
Bu evrende de tıpkı orijinal evrendeki gibi demokrasi yok. Sosyal platformlar yüzlerce milyar dolarlık şirketlerin, o şirketler de bir ya da birkaç kişinin kontrolünde. Öyle ki kimi siyasi olaylarla ilgili paylaşımlar, bu platformların algoritmaları tarafından tıpkı Matrix’teki Ajan Smith gibi yakalanıyor ve siliniyor. Filistin’de yaşanan büyük katliama ilişkin paylaşımlar bu paylaşım avcılarının en önemli hedefleri arasında örneğin.
Bunların en popülerlerinden biriyse eski adı Twitter olan X. İsim değişikliği platformun yeni sahibi Elon Musk’ın tasarrufu.
Elon Musk’ın Önlenemez Yükselişi

Güney Afrika doğumlu Elon Musk, zengin bir aileden geliyor. Babası Errol Musk, iktidardaki beyaz azınlığın siyah çoğunluğa karşı uyguladığı ırkçı politikalardan oluşan apartheid rejiminde zümrüt madenciliği, devlete büyük müteahhitlik işleriyle hatırı sayılır bir servet yapmış. Musk, 18 yaşında önce Kanada’ya sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne göç ediyor. Pensilvanya Üniveritesi’nden mezun oluyor. İnternetin dünyayı sarmaya başladığı 90’lı yıllarda Kaliforniya’da Paypal’le birleşecek olan elektronik ödeme sistemi X.com’u kurarak doğru yer, doğru zaman, doğru iş üçlemesinin bir örneğini oluşturuyor. X sembolüne olan tutkusu ilk defa burada beliriyor. Musk, E-Bay’in Paypal’i o zaman için muazzam bir tutara, 1,5 milyar dolara almasıyla eline geçen 175 milyon dolarla SpaceX’i kuruyor. X.com adını PayPal’den duygusal değeri olması nedeniyle geri almayı da ihmal etmiyor.
Tam bu aralarda Mars’da tarım konusunda araştırmalar yapan Mars Society’e bağışta bulunuyor. Mars’a sera malzemesi taşımak için Rusya’dan kıtalararası balistik füze almaya çalışıyor. Rusya macerasına sonradan NASA şefi olacak Mike Griffin de katılıyor. Kızıl Gezegeni neden kolonize etmek istediğiyle ilgili çok tatminkar bilgi yok. Bir süre sonra balistik füze arayışından vazgeçip SpaceX’i kuruyor. Bu arada arkadaşı Mike Griffin, NASA şefliğine atanıyor. Space X, geliştirdiği Falcon 1 roketini 2006’da deniyor. Roket başarısız olsa da NASA’nın COTS (Commercial Orbital Transportation Services) ihalesini kazanıyor. NASA’nın uzay mekiği programı sona ererken 2008’de Space X 1.5 milyar dolar değerinde bir ihale daha kazanıyor. ISS’e (Uluslararası Uzay İstasyonu) ulaşım artık SpaceX’in Dragon araçlarıyla sağlanmaya başlıyor. Musk-Griffin ilişkisinin ürünü olduğu anlaşılan NASA kontratları, mali durumu kötü olan SpaceX’i kurtarıyor.
NASA ihalelerini arkasına alan SpaceX’in önü iyice açılıyor. Geliştirdiği tekrar kullanılabilir roketler fırlatma maliyetlerini iyice düşürüyor, hem Uluslararası Uzay İstasyonu’na hem yakın yörüngelere kargo ve insan taşıyabiliyor. Fırlatıldığı yere inebilen roketlerin maliyet avantajı uzay taksiciliğine imkân tanıyor. On iki bin uydudan oluşacak Starlink projesinin zamanı da böylece geliyor.
Starlink

Kablosuz iletişim özgürlük demek. Kablo incinebilir bir şey. Kablo üzerinden giden sinyali kesmek için fiş çekmek, Mart 2025 Türkiye’de de yaşandı. Üstelik kabloların kılcal damarlar gibi gitgide incelerek son kullanıcıya kadar ulaşması da gerekiyor. Bugün bile karasal internet ağının ulaşmadığı büyük coğrafi bölgeler mevcut. Oysa elektromanyetik dalgaları durdurmak sinyal karıştırıcılarla ancak bölgesel olarak mümkün. Sinyaller ise onu taşıyan elektromanyetik dalgalarla hiçbir aracıya gerek duymadan geniş alanlara ışık hızında ulaşabiliyor. Anten ne kadar yüksekse etki alanı o kadar genişliyor. Yörünge antenleri olan uydular bu noktada devreye gidiyor. 400-500 kilometrelik yükseklik, geniş bant uydusunun dünya çevresinde dönerken atmosfer sürtünmesine maruz kalıp düşmeyeceği Dünya’ya en yakın yörünge yüksekliği olarak belirleniyor.
Uyduya dayalı haberleşmenin tarihi yetmişli yılların başlarına kadar uzanıyor. O zamanlar uzaya çıkmak pahalı ve yüksek riskli bir iş. Her fırlatmada uzaya bir ya birkaç uydu taşınabiliyor. Uydular ulusal ya da uluslararası yayın yapan TV kanalları veya ordu tarafından kullanılıyor. Ama Space X, 2000’li yıllarda Henry Ford’un yüz yıl önce otomobil üretiminde gerçekleştirdiğine benzer bir devrim gerçekleştiriyor. Uyduların boyutları küçülürken tek tek elde yapım yerini seri üretime bırakıyor. Yeniden kullanılabilir roketler bakımı yapılıp yakıt doldurulduktan sonra bu seri üretim antenleri yörüngeye bırakmak üzere yeniden ve yeniden ateşleniyor.
Starlink’in web sayfası Tüm Dünya’da Hızlı İnternet diye açılıyor. İlk hedef on iki bin uydu. Bunun yedi bin kadarı 2025 başları itibariyle Dünya çevresinde günde on altı kere döner durumda. Sayının otuz dört binlere kadar genişletilmesi de gündemde. 2025 başlarındaki abone sayısı beş milyon civarında. Devletin şalterinden bağımsız internet özellikle özgür olmayan ülkeler için artık çok önemli. Ama Elon Musk kendi platformu X’te Starlink’i kapatması durumunda Ukrayna’nın cephede çökeceğini ifade etmekten sakınmayarak artık şalterin kendi elinde olduğunu herkese hatırlatıyor.
Twitter’dan Musk’ın Eski Aşkı X’e

Musk’ın adı devasa bütçeli Starlink, tekerlekli, otonom bir bilgisayar hâline gelen Tesla ve aşağıda anılacak Neuralink gibi öncü teknolojilerle anılmaktayken, ünlü vizyoner ani bir kararla popüler mesaj platformu Twitter’ı almaya karar veriyor. Gelişli gidişli bir sürecin ardından 2023’te Twitter’a 44 milyar dolar ödeyerek halka açık kısmı dâhil satın alıp şirketi borsadan çıkartıyor. Borsaya kote olmayan şirketin mali durumu ise artık kamuya kapalı.
Satın alım için ödenen tutar şirkete 25-30 milyar dolar biçen pek çok analistin tahminin çok ötesinde. Reklam gelirlerinin azaldığı, şirket değerinin yüzde seksenler civarında düştüğünü tahmin eden analistler var. Elon Musk’ın Twitter yatırımının arkasındaki motivasyona ilgili söylentiler çeşitli. Kendisi Twitter’daki moderasyonu ifade özgürlüğüne aykırı bulduğunu, Twitter’ı özgürleştirmek gerektiğini söylemiş zamanında. Buna inanmak itiraf etmek gerekir ki biraz zor. Onu ödeme aracı da yapmak da dâhil her hizmeti veren bir uygulama hâline getirme, “kırk dört milyar dolarlık bir okul biraz pahalı sayılsa da” GROK adını verdiği yapay zekâ projesi için eğitim aracı olarak kullanma iddiaları belki biraz daha olası. Hâlen 100.000 GPU ile çalışan ve 1 milyon GPU kapasite ile dünyanın en güçlü süper bilgisayarı olması hedeflenen yaramaz GROK’un eğitimi için babası biraz harcama yapmayı gerekli görüyor olabilir.
Ancak günlük kullanıcı sayısının 240-300 milyon arasında dolaşan, günde ortalama 500 milyon mesaja aracılık eden Twitter yatırımının en önemli motivasyon kaynağının Musk’ın politikaya duyduğu ilgi olduğunu iddia eden analistler sanki daha ikna edici. Günlük 500 milyon mesajı Musk ve ekibi göndermese de hangi tür mesajların hangi kitlelere ulaşabileceğine ilişkin algoritma anahtarı tıpkı Starlink uydularınınki gibi onun elinde. Bu anahtarı seçimlerden önce Cumhuriyetçi Parti lehine kullandığı iddiaları ciddi. Bu iddialar gerçeği yansıtmıyor olsa bile elinde böyle bir gücün olduğu tümüyle gerçek. Center for Digital Hate adlı bir sivil toplum örgütünün raporuna göre Musk’ın 2024 seçimlerinde önce yanıltıcı ya da yalan içeren mesajları iki milyar kez görüntüleniyor. Aynı örgüt X’in ABD’nin politik olarak çekişmeli bölgelerde yanlış bilgi yayma sıklığının arttığını tespit ediyor.
Ve Teknokapitalizm ve Politika Evliliği veya Teknokapitalist Politik Tekillik

Bu evlilik aslında tabiri caizse ensest bir evlilik. Olmaması gereken ahlaksız bir evlilik. Sermaye sahipleriyle siyasilerin yolları tesadüflerin açıklayabileceğinin çok ötesinde sayı ve niteliklerle kesişir. Sayısız akademik çalışmaya konu olmuş kaçınılmaz bir durumdur bu. Ama olabildiğince kontrol altına alınmaya çalışılır. ABD’de şirketler siyasetçilere ya da partilere doğrudan bağışta bulunamaz. Ama bu yasağı dolaylı olarak aşarlar. 2010 tarihli bir mahkeme kararına göre şirketler ve diğer kurumlar, siyasi faaliyetler için sınırsız harcama yapabilirler. Karar bu harcamayı ifade özgürlüğünün bir tezahürü olarak görüyor. Ama doğrudan harcama hâlâ mümkün değil. Bunu da kimi kâr amacı gütmeyen (Non-profit organizations) düzenlemelerini kullanarak yapabiliyorlar. Bu kurumlar fon kaynaklarını açıklamakla yükümlü değil.
Ama artık Donald Trump’ın ikinci kez ABD başkanı olarak seçildiği yeni bir dünyadayız. Trump kampanyasına elindeki bütün güçle destek olan Musk, artık Trump yönetiminin en önde gelen isimlerinden biri. İlk icraatı, DOGE (Department of Governmental Efficiency) adını verdiği bir kurum kurmak. Bu isimle, kısa bir süre X hesabına logo olarak seçtiği, Tesla’nın ödeme kabul ettiği, hatta Ay amaçlı bir Starlink projesinin fonlama aracı olarak kullanıldığını söyleyerek promosyonunu yaptığı kripto varlığın (DOGE Coin) adının aynı olmasını tesadüflerden çok Musk’ın sembollere olan düşkünlüğü ve pervasızlığıyla açıklamak gerek.

Elon Musk artık kendine daha güvenli. 1990’lı yıllarda Mars’ı kolonize etme planları yapan dünyanın en zengin adamı, artık dünyanın en büyük devletini de arkasına alarak aşırı sağ görüşlerini her fırsatta daha açık dile getirmekten çekinmiyor. Yıllarca ailesinin zenginliğini borçlu olduğu apartheid rejimi altında yaşamış Güney Afrika’da artık beyazlara baskı yapıldığını iddia ediyor. Güney Afrika Cumhuriyeti’ne yapılan yardımlar bir kararnameyle kesiliyor. Almanya’da aşırı sağ AfD’ye desteğini açıklıyor. Bir konuşmasında kendinden geçip Nazi selamı bile verirken belki şimdilik sadece içinden Heil Hitler diyor.
Musk’a aşırı sağ görüşleri, Trump’un danışmanı olması nedeniyle muhalif olan milyonlarca insan ve BBC gibi güçlü kurumlar, X’i terk etmek istiyor. Ama tekilliğin olay ufkundan içeri giren yeniden dışarı çıkamıyor. Çekim kuvveti alternatif platform BlueSky’a geçenlerin motivasyonunu kolayca yenip herkesin geri dönmesini sağlıyor. Belki de Musk kendi X hesabına kapak fotoğrafı olarak, bu yazının da kapağını oluşturan kara deliği öylesine seçmiyor. Evet Musk sembollere düşkün. Gökyüzünü bir ağ gibi saran Starlink uyduları, yüzlerce milyon kullanıcılı X’i ve yüz bin GPU işlemciyle dünyanın en büyük süper bilgisayarı üzerinde çalışan yapay zekâ GROK’ı dünyanın en uzak köşelerine kadar taşıyor. Ama insana ulaşmak için hâlâ telefona ihtiyaç var. Musk aracılardan hoşlanmıyor. Proje adı uzantılarını boşuna link olarak koymuyor. Telefon aracılığını ortadan kaldırmak da ufkunda olabilir. Bunun için yeni bir link’e ihtiyaç var.
Neuralink

Şirket beyin-bilgisayar entegrasyonunu araştırıyor. Beynin ürettiği elektrik sinyallerinin bilgisayar için kontrol verilerine dönüştürülmesi bir devrim. Bu, düşünceyi dış dünyada harekete çevirebilmek demek. Web sitesinde yapılan çalışmaların felç hastalarına yönelik olduğu bilgisi var. Ama Musk’ın ufkunun orada sona erdiğini düşünmek, onu tanımamak anlamına gelir. Delikli kartlardan klavyeye, oradan konuşma tanımaya uzanan insan bilgisayar etkileşiminin bir sonraki aşaması beynin doğrudan bilgisayara bağlanması olabilir.
Beyin sinyallerini bilgisayara taşıyan link bilgisayar sinyallerini de beyne taşımaya başlayacak. Bu sadece latinceyi bir günde öğrenmek anlamına gelmeyecek belki. X platformundaki manipüle edici politik mesajlar belki toplumsal manipülasyonun ilkel bir aşamasıdır. Liberal bir beynin bir haftada demokrasi, cinsiyet eşitliği karşıtı tutucu bir şeye dönüşebildiği bir dünya o kadar da uzak olmayabilir.
Ve Biraz da Gelecek

İnternet altyapısı uzaya taşınmıştır. Belki veri merkezleri de atomize olmuş bu bulutsu ağ üzerindedir. İnsan uygarlığının ürettiği bütün bilgilere sahiptir bu ağ. Dünya ekonomisini canlı olarak takip etmektedir. Bütün insanlık ona bağımlıdır. Onun haberi olmadan adım atmak mümkün değildir. İnsanlar ona bu kez telefon aracısız, nörolink implantlarıyla bağlıdır. Bu bulutla iletişim için tuşlara gerek kalmamıştır. Görüntü için ekrana, duymak için hoparlöre gerek yoktur. Her şey insanın kafasında olup bitmektedir. Bu ağa bağlanan (veya yaşamak için, varolmak için bağlanmak zorunda olan herkes) okumadan onay verdiği (vermek zorunda kaldığı) protokollerle ağdan veri almayı, bu verilerin beyninde değişiklik yapmasını kabul etmektedir.
Bu gelecek, İkinbinseksendört-Bir Dijital Kara Ütopya‘yı yazdığım 1999-2002 yıllarında uzak görünüyordu. 25 yıl sonra bilimkurgusal bile sayılmıyor. Teknolojik altyapı tamamlanmak üzere. Geriye teker teker başka fonksiyonlar görebilen modüllerin kablolarını birbirine, sonra da bir neuralink ajanıyla insana bağlayıp bu mega tekilliğin yaratacağı kitlesel hipnozu izlemek hatta uyuşuk bir mutlulukla katılmak kalıyor.
Derken çocukların netliği kaybolmaya başlıyordu. Sanki görünür bir hızla miyoplaşıyordu. İnsan yüzleri bulanık pembe birer leke hâline geliyordu. Önce vücutların ayrıntıları kayboluyor, sonra ayrıntıları kaybolmuş lekeler birbirine karışıyordu. Yüzbinlerce, milyonlarca çocuğun görsel bir uğultuya dönüşen bulanık tozlu açık yeşil görüntüsü genişliyor, bina ve sokakları sis gibi örtüyordu. Bu görüntü yeni bir atmosferik katman gibi şehrin üstünde, yerçekimine aykırı olarak yükseliyor, şehrin tümünü yutuyor, pan flütün egzotik gamları ile dalgalanıyordu. Sonra her yerden gelen tonsuz, cinsiyetsiz bir ses Sezgiyi de böyle aldım diyordu. -İkibinseksendört: Bir Dijital Kara Ütopya (Selim Erdoğan / NotaBene Yayınları, 2013)