Men in Black (Siyah Giyen Adamlar), hayatımıza ilk kez 1990’da yayımlanan çizgi romanla girdi. Lowell Cunningham‘in yarattığı çizgi romanın çizerliğini ise Sandy Carruthers üstlenmişti. Hikâye, 1997’deki film uyarlamasından çok daha karanlıktı. Çizgi romanda Siyah Giyen Adamlar sadece dünya dışı varlıklarla değil, aynı zamanda doğaüstü olaylarla da ilgileniyordu. Gizliliklerine büyük önem veriyorlar ve toplumdan dünya dışı yaşam formlarını ve doğaüstü olayları gizlemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Dünyayı kendi görüşlerine göre yönlendirmek ve şekillendirmek gibi nihai bir amaçları da vardı. Çizgi roman, 1990’da sadece üç sayı olarak yayımlandı. Sonraki yıl (1991) bir üç sayı daha piyasaya sürüldü. Ancak bu altı sayı bile, ünlü yönetmen ve yapımcı Steven Spielberg’in çizgi romandaki potansiyeli fark etmesi için yeterli olmuştu.
Evet, çizgi romanın beyaz perde projesi potansiyel vaat ediyordu etmesine, fakat ardı arkası kesilmeyen doğum sancılarıyla da boğuşuyordu. Client Eastwood film teklifini geri çevirmiş, onu Chris O’Donnell ve David Schwimmer gibi isimler izlemişti. Çizgi roman karanlık, ciddi ve mizahtan yoksundu. İçine eğlence katabilmek için senaryonun yeni baştan kaleme alınması gerekiyordu. Nihayet bir yığın iyileştirmeden sonra Tommy Lee Jones filmde oynama teklifini kabul etti. O dönemde The Fresh Prince Of Bel-Air adlı televiyon şovu ile ünlenen Will Smith‘e teklif götürüldü. Başta teklifi reddeden Smith, karısının da ısrarı üzerinde projeye katılma kararı aldı. Oyuncu kadrosunu şekillendiren ekip için sıra yönetmen bulmaya gelmişti. John Landis, Les Mayfield ve Quentin Tarantino gibi yönetmenler teklifle ilgilenmedi. Bir dizi görüşme ve ikna turundan sonra yönetmen koltuğuna Barry Sonnenfeld oturtuldu. Tüm bu koşturmaca sürerken, senarist Ed Solomon da senaryoya son halini vermekle meşguldü. Egzotik bir atmosfer yaratmak amacıyla Jurassic Park (1993) çizerlerinden David Koepp de son dakika projeye dahil edilmişti.
Bunca sorunla boğuşulmasına rağmen sonuç oldukça iyiydi. Will Smith, bir uzaylıyı kendi başına yakalayan uyanık gizli polis James Edward rolünde karşımıza çıkıyordu. Onun bu azmi, gezegenimizdeki uzaylıları denetlemekle görevli gizli bir kuruluşta çalışan kıdemli ajan Kay’i etkilemişti. James Edward, bir dizi gülünç başka olayda da sıra dışı yeteneklerini sergileyince “Ajan Jay” kimliği altında bu gizli kuruluşun kadrosuna dahil edildi. Artık o da Siyah Giyen Adamlar’dan biri olmuştu. MIB başkanı Zed (Rip Torn), Edward’a yeni yaşamını şöyle anlatıyordu:
“Sen yoksun, hiç doğmadın. Artık sistemin bir parçası değilsin. Sistemin üstündesin. Onun üzerinde, dışındasın. Biz onlara aitiz. Biz onlarız. Biz Siyah Giyen Adamlar’ız!”
Çiçeği burnunda ajanımız Jay, bir dolu sıra dışı, tuhaf ve akla zarar gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Dünya, kimliğini gizleyen uzaylılarla doluydu. Toplumun içine öylesine güzel entegre edilmişlerdi ki onları fark etmek mümkün değildi. Siyah Giyen Adamlar’ın görevi de işte bu düzeni sürdürmek, kontrolü sağlamak ve Dünya’yı olası uzaylı tehlikelerine karşı korumaktı. Hele de günün sonunda Dünya’yı yok olmaktan kurtarmışlarsa, onlardan mutlusu yoktu. Tabii çok geçmeden boylarını aşan bir tehlikenin kapıda belirmesi gecikmedi. Dünya’daki zararsız uzaylıların peşinde insan kılığına girmiş tehlikeli bir böcek vardı. Artık ikilimiz, amacına ulaşmadan önce aşağılık kompleksi olan ve çabuk öfkelenen bu dev avcı böceği durdurmak zorundaydı.
Filmin yönetmeni Barry Sonnenfeld, kariyerine Blood Simple (1984), Raising Arizona (1987) ve Miller’s Crossing (1990) filmlerinde kameraman olarak başlamıştı. Daha sonra Throw Momma From The Train (1987), Big (1988), When Harry Met Sally (1989) ve Misery (1990) filmlerindeki başarısıyla kısa zamanda Hollywood’un aranan görüntü yönetmenlerinden biri olmuştu. Sonnenfeld’in yönetmenlik kariyeri The Addams Family (1991), Get Shorty (1995) ile yükselişe, Addams Family Values (1993), For Love Or Money (1993) ile de düşüşe geçmişti. Bu acayip geçmişi, tam da Siyah Giyen Adamlar için gerekli olan şeydi. Filmin başarısında makyaj sanatçısı Rick Baker ile yapım tasarımcısı Bo Welch‘in büyük payı vardı. Kararında absürtlüğü, içerdiği mizahı, uzaylı tasarımları, alaycılığı ve heyecan verici aksiyon ögeleriyle dikkatleri üzerine çekmesi gecikmedi. Her şey bir yana, yapımcılar Smith’in popülerliğinden faydalanmayı iyi bildi. Önceleri bir televizyon figürü ve bir ana akım hip-hop yıldızı olarak bilinen Smith, hem Independence Day’deki hem de Siyah Giyen Adamlar’daki performansıyla Hollywood yıldızları arasına girmeyi başardı. Üstelik bu iki filmin gişe başarısı da dikkate değerdi.
Elbette çizgi roman ile film arasında ciddi farklılıklar da vardı. Örneğin Ajan Jay Kafkasyalı yerine Afro-Amerikalı yapılmıştı. Yine çizgi romanın aksine tanıklar öldürülmüyor, nörolize ediliyordu. Bir başka deyişle hafızaları siliniyordu. Ayrıca kuruluş dünyayı kontrol etmeye değil sadece düzeni korumaya çalışıyordu. Tabii çoğu izleyici bu farklılıklardan habersizdi ve açıkçası pek de önemsemiyordu. Her ne kadar Smith başlıca ödülleri silip süpürmüş olsa da, Jones ödül alan yaratık efektlerini bile gölgede bırakarak filmin gerçek yıldızı unvanını kaptı. Doğal haliyle filmin mütevazi ve ak saçlı yaşlı kurdu olarak kendini sevdirdi ve bazı diyaloglara hem mizah ve hem de beklenmedik bir bakış açısı getirdi. Sizce de şu replik onunla çok daha güzel değil mi?
“Kollarını ve yüzgeçlerini kaldır!”
Aynı yıl içinde filmin dört sezonluk bir animasyon dizisi hayata geçirildi. 1997’ten 2001’e kadar gösterilen animasyonda Keith Diamond Ajan Jay’i, Gregg Berger ise Ajan Kay’i seslendirdi. Will Simith’in çeteyi tekrar toplama ısrarı sayesinde, Tommy Lee Jones’un yanı sıra Lara Flynn Boyle, Johnny Knoxville, Peter Graves ve Rosario Dawson’ın da oyuncu kadrosuna katıldığı yaratıcı devam filmi Siyah Giyen Adamlar II, 2002 yılında vizyona girdi. Film maliyetini kolayca çıkardı. Devam filmi, çoğu eleştirmenden geçer not aldı. Özellikle Industrial Light & Magic‘in özel efektleri ve Baker’ın makyaj hünerleri çok konuşuldu.
Üstelik seri iki filmle de sınırlı kalmadı. Üçüncü film, 2012 yılında görücüye çıktı. Birçok izleyici Siyah Giyen Adamlar III‘ün ikinci filmin çok ötesinde olduğu fikrindeydi. Bunda Josh Brolin’in ve Jamaine Clement’in muhteşem performansları önemli bir etkendi. Simth ve Jones, lafı hiç dolandırmadan serinin olası bir dördüncü filmi için istekli olduklarını ifade etse de, Sony Pictures yeni bir yol haritası belirledi. Zira 2019’da vizyona giren Men in Black: International bambaşka bir kadroyla karşımıza çıktı. Yapım, MIB serisine “taze” bir soluk katmayı amaçlıyordu. Chris Hemsworth vurdumduymaz, Tessa Thompson ise görev odaklı bir ajanı canlandırdı. Ancak bu uyumsuz ortaklar, Jones ve Smith ikilisini unutturabilmekten oldukça uzaktı.
Hazırlayan: Özmer Özozan | Kaynak